90’LAR POPU: ALTIN ÇAĞ MI SIĞINAK MI?

90’lar popunun güncel eğlence rotalarından dijital listelere uzanan hâkimiyeti, bugün neyi ikame etmeye çalıştığımızı sorgulatıyor. Görüşler ortak bir tıkanmaya işaret ediyor: 90’lara dönüş, parçalanan ortak duygunun, daralan nefes alanlarının ve bugünde açılan devasa boşluğun dünün sesleriyle yamanma çabası olarak karşımıza çıkıyor

Işıl ÇALIŞKAN

Kulaklıklardan sokağa, kalabalık sofralardan tek kişilik yalnızlıklara kadar her yerde bugün 90’lar pop melodileri yankılanıyor. Dijital platformlarda arama çubuğuna 90’lar” yazınca karşımıza çıkan sayısız liste de bunun kanıtı. Üstelik bu, sadece o dönemi yaşayanların nostaljisi değil; 90’larda henüz doğmamış Z kuşağı da o yılların samimiyetine, şarkıların içindeki hem neşeye hem de sahici hüzne daha yakın hissediyor.

Peki, geçen yıllara rağmen neden hâlâ o şarkılar güncelliğini koruyor? Bu sadece geçmişe özlem mi, yoksa bugünün kültürel ve toplumsal kuraklığına karşı kurulan kolektif bir sığınak mı?

Türkiye’nin içinden geçtiği siyasal ve ekonomik daralma, duyguların ifade ediliş biçimini de doğrudan etkiliyor. İnsanlar tanıdık olana yaslanıyor. Ortak nakarata; risksiz, kolay eşlik edilen, güvenli” olana… 90’lar popunun geri dönüşü biraz da neyi kaybettiğimizi hatırlatıyor. Kamusal alanda bir arada eğlenebilme ve hatta bir arada hüzünlenebilme hâlini, sokağın neşesini, algoritmalar tarafından bu kadar bölünmemiş o eski ortak repertuvarı… 90’lar şarkılarını yeniden yaşatmak, bugünde açılan bir boşluğu nostaljiyle kapatma çabası gibi de duruyor.

Bu dosyada konuştuğumuz isimler, 90’lara dönüşün farklı katmanlarına işaret ediyor. Müzik eleştirmeni Yavuz Hakan Tok, 90’ların başarısını teknik yetkinlikten çok dönemin özgürleşme iklimiyle açıklıyor. 90’lar pop sahnesinden Reyhan Karaca ve Ege, üretim koşullarındaki değişimi anlatırken bugünün tek elden çıkan ve giderek aynılaşan müziğine dikkat çekiyor. Sosyolog Cenk Özbay, bu yönelişi bugünün belirsizliği içinde sivilleşme” ve daha sakin bir hayata duyulan özlemle birlikte okuyor. DJ ve organizatör Hakan Küfündür ise 90’lar partilerinin sahadaki karşılığını ve bu ilginin nasıl kalıcılaştığını anlatıyor.

Sözü onlara bırakalım…

90’larda üretim disiplinle başlıyordu

Şarkıcı Reyhan Karaca, 90’ların altın çağ” diye anılmasının nedenini nostaljiye bağlamıyor; dönemin üretim koşullarının bugünden köklü biçimde ayrıştığını vurguluyor. Karaca’ya göre 90’larda müzik yapmak ciddi bir hazırlık süreciydi”: Stüdyoya girmek pahalıydı, bant kaydı yapılıyordu ve hata lüksümüz yoktu. Provalar haftalar sürerdi. Şarkı hazır olmadan kayıt tuşuna basılmazdı.”

Karaca, o yıllarda plak şirketlerinin yatırım yaptığını ama karşılığında disiplin beklediğini söylüyor. Radyo ve televizyonun gücüne dikkat çeken Karaca, Bir şarkı kliple birlikte çıktığında gerçekten hayatın içine girerdi” diyor. Bugün teknoloji hızlanmış olsa da 90’ların belirleyici tarafını “emek, sabır ve kolektif ruh” diye tarif ediyor: Bir şarkı ekip işiydi; aranjönden müzisyenine kadar herkes aynı hayalin parçasıydı.”

Bugün teknik olarak kusursuza çok yaklaşıldığını” kabul eden Karaca, buna rağmen bazen ruhun geride kalabildiğini” ekliyor. 90’lar şarkılarının bugüne taşınmasının ana nedenini de burada görüyor: 90’lar şarkılarına olan ilginin sebebi bence samimiyet. O şarkılar bir dönemi değil, bir duyguyu temsil ediyor. İnsanlar bugün hızdan yorulduğu için o duygusal derinliğe dönüyor.”

İlk 20 saniyede nakarata koşmazdık

Karaca’ya göre şarkıların yapısında da belirgin bir fark vardı: “Şarkılar gerçekten hikâye anlatıyordu. Giriş, gelişme, nakarat bir dramatik akış içindeydi. İlk 20 saniyede nakarata koşmazdık. Sabır vardı.” Söz–melodi ilişkisini ise şöyle anlatıyor: Söz ile melodi arasında güçlü bir ilişki kurulurdu. Melodi sözün duygusunu taşırdı. Nakarat yükselirken gerçekten bir ‘patlama’ yaşanırdı.”

Bugün üretimin yönünü belirleyen şeyin değiştiğini söyleyen Karaca, Algoritmalar dinleme süresine göre şekil veriyor müziğe. O zamanlar şarkı dinleyicinin kalbine göre yazılırdı; şimdi bazen platformlara göre yazılıyor” diyor.

Nostalji ihtiyacından çok, güven arayışı

Karaca, 90’ların bugün her yerde olmasını basit bir nostalji dalgası olarak görmüyor: Bence bu bir nostalji ihtiyacından çok, güven arayışı.” 90’ları “daha sade, daha umutlu, daha kolektif” bir dönem olarak anan Karaca, insanların o şarkılarda yalnızca müziği değil o dönemin ruhunu” da hatırladığını söylüyor. “İnsan hâlâ derinlik istiyor. Hâlâ hikâye dinlemek istiyor. Hâlâ gerçek duygu arıyor” diyen Karaca, sözlerini şöyle noktalıyor: Müzik, ne kadar teknoloji değişirse değişsin, sonunda kalbe yazılıyor.”

Kazanılan bütçeler arasında uçurum var

Sanatçı Ege, 90’larla bugün arasındaki farkın en başta ekonomik zeminden kurulduğunu söylüyor. Ona göre yıllık 250 milyon CD ve kasetin satıldığı”, müziğin Türkiye’de endüstriye dönüşmeye başladığı bir dönemde milyarlarca dolara uzanan” bir kazanç vardı. Ege, konser gibi yan gelirler de eklendiğinde televizyon, radyo, aranjör ve stüdyo gibi ayrışan kolların ciddi gelir elde ettiğini hatırlatıyor. Bugün ise plastik satışın olmadığı” ve “teliflerin yeterince toplanamadığı” bir dönemde, dağıtım firmalarının tekelleşmesi” ve müziğin yapay zekâ da dâhil olmak üzere yetkin kişiler tarafından yapılmaması” nedeniyle hem müzikalitenin hem de sanatsal derinliğin azaldığını söylüyor: Bunu hep birlikte görüyoruz.”

Birlikte üretim ve müzikal altyapı

Ege’ye göre 90’ların üretim iklimini belirleyen bir başka unsur da müzikal altyapının ve birlikte çalışmanın gücüydü: 90’larda yarı akustik çalışmaların yoğun olduğu, müzisyen-aranjör iş birliğinin sıkı iletişim içinde yürüdüğü, nota bilgisinin ve müzikal rekabetin güçlü olduğu bir ortam vardı.” Ege, dünyayı takip eden sanatçıların o günkü sound’ları “evrensel boyutlara” taşıdığını belirtiyor.

Ege, 90’lardaki sanatçıların bugünden ayrılan en önemli farkını da şöyle tarif ediyor: “Öncelikle okullu ya da eğitimli olmaları ve aynı zamanda kendi söz ve müziklerini yazmaları.” Bu kuşağı “kendi arızalarını ekole çevirebilmeyi başarmış kent ozanları” diye tanımlayan Ege, Kenan Doğulu, Mirkelam ve Rafet El Roman’ı buna örnek gösteriyor.

Ege, bugünkü 90’lar ilgisini sosyolojik açıdan da okuyor: “İnsanların mutsuz olduğu ve nostaljik bir aidiyet bulduğunu söylemek doğru olur.” Bu tabloyu bugünün müzik üretimiyle birlikte değerlendiren Ege, “Öte yandan bugünkü müzikalitenin yerlerde olduğunu da söyleyebilirim” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Algoritmalar çağında ortaklık” hissi imkânsız

Müzik eleştirmeni Yavuz Hakan Tok, 90’ların altın çağ” olarak anılmasının tek başına müziğin niteliğine bağlanamayacağını söylüyor. Tok’a göre 90’lar üretimi, içinde sound” açısından zayıf, hatta kulak tırmalayıcı iş barındırsa da; dönemi belirleyen asıl unsur, özel radyo ve televizyonlarla birlikte gelen özgürleşme iklimi ve bunun tetiklediği yaratıcılık oldu. Tok, bu iklimin özellikle melodi ve söz açısından zenginliği büyüttüğünü belirtiyor: Müziğin niteliği tartışılabilir ama melodi ve söz zenginliğini, farklı denemeleri inkâr edemeyiz.”

Tok, 90’ları hiç yaşamamış kuşakların bile şarkıları ezbere bilmesini, bugünün müziğinde giderek eksilen bazı temel unsurlarla ilişkilendiriyor. Ona göre yeni kuşağın 90’larda bulduğu şeyin başında duygu derinliği, melodi ve söz zenginliği, çeşitlilik” geliyor. Tok’un özellikle altını çizdiği başka bir nokta ise şu: Bugünün şarkılarında neredeyse hiç kalmayan eğlence, neşe, hatta gırgır.”

Eksilen umut şarkılara yansıyor

Tok’a göre 90’ların büyük kısmında ortak üretim vardı; şarkıyı bir kişi yazsa bile bir başkası aranje ediyor, söz, beste ve yorum farklı ellerden çıkabiliyordu. Bugün ise üretimin büyük ölçüde tek elde toplandığını söylüyor: Herkes evinde yazıyor, söylüyor, aranje ediyor ve yayınlıyor. Şarkıların büyük kısmı tek elden çıkıyor.” Tok’a göre mesele yalnızca hayata temasın” azalması değil; temas edilen hayatın rengi, neşesi ve umudunun eksilmesi ve bunun şarkılara yansıması.

Özel radyo ve televizyonların açıldığı dönemi Tok, uzun yıllar tek kanala mahkûm kalmış bir ülkenin dikkatini aynı anda aynı yere çevirmesi” olarak tarif ediyor. Bugün ise müziğin dağınık platformlara bölündüğünü, ortak beğenide buluşmanın ve aynı kitlesel bütünleştiriciliğin oluşmasının çok zorlaştığını belirtiyor; algoritmalar çağında bu ortaklık” hissinin yeniden üretilmesinin neredeyse imkânsız olduğuna dikkat çekiyor.

Piyasa hit’e, dinleyici güvenli limana sığınıyor

DJ ve organizatör Hakan Küfündür, 90’lar partilerine ilgiyi uzun süredir devam eden bir trend” olarak tarif ediyor: Bu aslında uzun süredir devam eden bir trend, 20 yılı geçtik.” Küfündür, Türkiye’de ilk 90’lar partisini bir arkadaşıyla birlikte 2005’te efsanevi Kemancı Bar”da yaptıklarını hatırlatıyor; o günden bugüne ilginin artan hacimlerle” büyüdüğünü söylüyor.

Küfündür’e göre bu ilginin arkasında 90’ların üretim ölçeği var. rk pop müziğinin altın çağı 1990’lardır bana göre” diyen Küfündür, bunun nedenini müziğe ve video kliplere yapılan ciddi yatırımlar”la açıklıyor: Ciddi paralar kazandığınız alana yatırım yaparsınız; iyi şarkı, iyi müzisyen… hepsi bir araya gelince muhteşem bir 10 yıl yaşandı.”

Bilet satışı ve mekân doluluğunda en belirleyici unsuru sorulduğunda Küfündür, sanatçılı etkinliklerde ölçütün çoğu zaman hit” olduğunu söylüyor: Bir sanatçı ne kadar hiti varsa o kadar çok bilet satıyor desek yeridir.” DJ performanslarında ise belirleyici faktön bambaşka olduğunu vurguluyor: Tamamen DJ’in enerjisi, doğru şarkı seçimi ve seyirciyle iletişimi çok önemli.”

Z kuşağı için bir tür mümkün hayat” sahnesi

Sosyolog Cenk Özbay, 90’lar şarkılarına bugünkü ilgiyi tek başına nostaljiyle açıklamanın yetersiz kalacağını söylüyor. Özbay’a göre bu şarkılar bir süredir güçlü bir güzelleme anını” yakalıyor; üstelik 90’lar, sayıca çok üretim yapılan, verimli bir döneme” denk geldiği için bu repertuvarın sermayesi kolay tükenmiyor, adeta hatırla hatırla bitmiyor, eskimiyor.”

Özbay, bu ilginin yalnızca müzikal değil, aynı zamanda toplumsal bir çağrışım taşıdığını vurguluyor. 90’lar onun tarif ettiği haliyle, devletin görece geri çekildiği, sivilleştiğimiz, dünyanın geri kalanı ile ilişkilendiğimiz, baskıdan arınıp biraz kendi kendimize kaldığımız, gençleştiğimiz” bir iklime de işaret ediyor. Özbay’a göre bugün tam da bu iklimin “özlemi içindeyiz” ve 90’lar popu bu özlemi taşıyan bir hatırlama alanına dönüşüyor.

Renkli, yasaksız, özgür, bir dünyayı imgeliyor

Özbay, 90’ların bugünkü parıltısını şarkıların hatırlanması kadar, şarkıların işaret ettiği toplumsal hâlin de hatırlanmasına bağlıyor. Ona göre bu müzik anlayışı, yaşlı politikacılar yerine gencecik sanatçıların duygularıyla, eserleriyle gündem olabildiği; renkli, yasaksız, özgür, rahat, daha keyfekeder bir dünyayı” imgeliyor. İnsanların bugün sıkıldığı, boğulduğu, bıktığı” ne varsa, bu hatırlama anında ya hiç yokmuş gibi görünüyor ya da varsa da kimsenin pek umursamadığı” bir zamana işaret ediyor. Özbay, bu nedenle 90’lar şarkılarının bugün layık olduklarından da daha fazla övgüye” mazhar olabildiğini söylüyor.

Özbay, 90’ların elbette zorlukları, yoklukları ve hayatın içine teklifsizce soktuğu bunaltıcı hadiseleri olduğunu hatırlatıyor. Ancak bugünden geriye bakınca o yılların, bugünün hız ve yorgunluğu karşısında daha analog ve daha sakin” bir hayat duygusuyla anıldığını söylüyor. Özbay’a göre bugün hepimizi yoran koşuşturma, neoliberal belirsizlik ve güvencesizlik kültürü, kriz beklentileri, internet ve sosyal medyanın her şeyin içini boşaltması ve anlamsızlaştırması gibi başlıklar, o dönemde bugünkü biçimiyle yaşanmamıştı.

Bu nedenle 90’lar, bugün özellikle 90’ları yaşamamış gençler için bir tür mümkün hayat” sahnesi gibi tahayyül ediliyor. Özbay’a göre, bugünden bunalan gençler açısından 90’lar nostaljik bir film” gibi düşünülüyor; izlerken iyi gelen, ferahlık duygusu veren bir temsil. Özbay, bu temsilin haklı ve haksız tarafları olduğunu da özellikle not ediyor; yani 90’ların idealize edilişini kayıtsız şartsız bir gerçeklik olarak değil, bugünün gerilimleri içinde kurulan bir bakış olarak okumayı öneriyor.

Algoritma bölüyor, 90’lar birleştiriyor

Dijital platformların arama çubuklarında 90’lar” sorgusuyla karşımıza çıkan sayısız liste, bu ilginin geçici bir modadan fazlası olduğuna işaret ediyor. Spotify’ın editoryal listelerinden Türkçe 90’lar”ın 736 bini aşkın kullanıcı tarafından kaydedilmiş olması, bu verinin en somut göstergesi. Bu tablo, 90’ların dijital dünyada hâlâ geniş kitleler için bir referans noktası olduğunu, algoritmalarla parçalanmış dinleme pratiklerini tanıdık nakaratlar etrafında yeniden buluşturduğunu gösteriyor.

Kaset ekonomisi ve devasa pazar

90’lar popunun altın çağ olarak tanımlanmasının ardında, dönemin devasa ekonomik ölçeği de yatıyor. İstanbul Üniversitesi arşivindeki akademik çalışmalar, Türkiye müzik pazarının 90’ların ortasına kadar yüzde 90 oranında ses kaseti formatına dayandığını ve yıllık yaklaşık 50 milyon albüm satışı gibi bir büyüklüğe ulaştığını gösteriyor. 1980’lerin sonundan itibaren yıllık 40-50 milyon adetlik kaset üretim kapasitesine ulaşan bu pazar; üretim, dağıtım ve tanıtım zincirinin neden o yıllarda çok daha yatırımlı işlediğini açıklıyor. Popun o dönem kurabildiği geniş kamusallığın temelinde, işte bu endüstriyel zemin yer alıyor.

× Bilgi Almak İster misiniz?