Politik punk sahnesinin yeni temsilcilerinden Strah, baskı ve korku iklimine karşı sözü eğip bükmeden söyleyen, sahne enerjisini kayda taşıyan bir itiraz olarak doğdu. Grubun vokalisti ve davulcusu Ediz Hafızoğlu bunu şöyle tarif ediyor: En iyi bildiğimiz şey olan müzikle bunu kendi bakış açımızdan daha da yüksek sesle haykırmak için buradayız ve belki de daha da sertleşerek burada olmaya devam edeceğiz
Işıl ÇALIŞKAN
“Hak, hukuk, adalet… En acilinden demokrasi.” Politik punk sahnesinin yeni temsilcilerinden Strah’ın müziği tam da bu aciliyetten besleniyor. Ediz Hafızoğlu (vokal & davul), Ozan Doğan Ariz (gitar) ve Murat Çopur’un (bas gitar) kurduğu grup, bu memlekette gündelik hayatın üstüne çöken baskıya, korkuya, daralan kültür alanına karşı yüksek sesle kayıt düşüyor. Strah’ın derdi, güvenli bölge arayan şarkıların çoğaldığı bir dönemde sözü eğip bükmeden söylemek. Gerçekleri müzikle haykırmak, gerekirse sertleşerek yola devam etmek.
Bu hattın ilk işareti, “En acilinden demokrasi” diyerek yola çıktıkları ilk single “Barikat Yıkılınca”, özlediğimiz politik punk ruhunu bugüne taşıyan, doğrudan ve sakınmasız bir çıkış. Ardından “Takke Sakal Peştamal” 15 Ağustos 2025’te Lin Records etiketiyle yayımlanıyor; “Eller Kilit” ise 31 Ekim 2025 itibarıyla yine aynı plak şirketinin etiketiyle dinleyiciyle buluşturuluyor. Kayıtta bir hedefleri var, parçaların canlı performans enerjisini kaybetmeden dinleyiciye geçmesi. Bu yüzden prodüksiyon minimum müdahaleyle tutulmuş, şarkılar, sanki sahnenin orta yerine bırakıyor.
Strah’la 2010’lardan bugüne biriken sıkışmanın bir grup kurma ihtiyacına nasıl dönüştüğünü, sloganın şarkıyı ele geçirmediği o dengeyi, oto-sansür baskısını ve daha fazlasını konuştuk.
Türkiye’de kültür alanının daraldığı, sanatçıların kolayca hedefe konduğu bir dönemde Strah’ı kurma kararınızı nasıl okumalıyız?
Ediz Hafızoğlu: 2010 yılından beri gelen sıkışmışlığın bir patlaması bu artık bence. Çeşitli şekillerde olan biten tüm hukuksuzluklara, haksızlıklara, baskılara ve bunun gibi “Bizden değilsen sen yoksun, ölebilirsin” tutumlarına karşı tepkilerimizi verdik ama ne yapsak yeterli olmadı. En iyi bildiğimiz şey olan müzikle bunu kendi bakış açımızdan daha da yüksek sesle haykırmak için buradayız ve belki de daha da sertleşerek burada olmaya devam edeceğiz.
Dayanışma masada kalıyor
Toplumdaki yalnızlaşma ve bireyselleşme dalgası müzik sahnesindeki dayanışmayı nasıl etkiledi?
Ozan Doğan Ariz: Bence müzik sektöründe dayanışma yok denecek kadar az. Dayanışma, masada yüz yüze bakıp konuşurken varmış gibi yapılıyor (gülüyor). Derdi müzik olan ve yaptığı işe tutkuyla bağlı olan insanlarla yan yana olmak, bu yalnızlaşmanın içinde aslında hem güçlü hissettiriyor hem de “Evet abi, kimseye ihtiyacımız yok” hissi güzel bence.
Ediz Hafızoğlu: Türk toplumu ezelden beri ölüm-kalım durumu olmadıkça bireysel kodlarla var olmuş bir yapıya sahip. Bunu her alanda görüyoruz, yaşıyoruz. Bizden öncekiler de öyle yaşadı; bir şeyler kökten değişmezse, daha doğrusu bu değişimi insanlar talep etmezse, böyle yaşanmaya devam edecek. Grubun üç kişi olma sebebi bile, yanımıza dördüncüyü koyarsak yine bir arada kalmayı beceremeyeceğimiz korkusundan geliyor; benim için net öyle. Toplumdaki bu durum bizi de dibine kadar etkiliyor.
Protest müzikte sloganın şarkıyı ele geçirmesi hep bir risk. Siz söz yazarken bu çizgiyi nerede tutuyorsunuz?
Ediz Hafızoğlu: Slogan gibi yazmaktan çok bir şeyleri anlatma derdindeyim açıkçası. Yani davara anlatır gibi; basit ve net, dolambaçlı yollara girmeden yıllardır yaşananları hatırlayalım diye yazıyorum. Elbette işin bir sanatsal tarafı, kafiyesi, prozodisi var ama en azından şimdilik insanlara çok da hayal kurdurmadan, doğrudan konuyu anlatma derdindeyim. Hafızası çok kısa bir toplumda yaşıyoruz; dolayısıyla sürekli hatırlatmalar yapmakta fayda var.
Dönemin kaydı tutulmuyor
“Başımıza bir şey gelir mi?” kaygısı şarkıların mesajını da törpülüyor. Sizce bugün yazılan şarkılar 10 yıl sonra dinlendiğinde bu dönemin toplumsal meseleleri hakkında ne kadar kayıt düşmüş olacak?
Ozan Doğan Ariz: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek zaten herkesi o yılan bir gün sokacak… “Sonra aslında ben de karşıydım” diyecekler, diyorlar da… Bir de şu var: “Abi ben konuşsam, yazsam ne olacak ki?” Hiçbir şey söylememekten daha iyidir. Benim adıma açtıkları iki tane dava var. Bazen şakası dönüyor arkadaşlarla… diyorum ki “Onur madalyalarım” (gülüyor). Şarkılar konusuna gelecek olursak: Bence 10 yıl sonra bugün yayınlanan şarkıların yüzde 95’ini dinleseler, ülkenin meselelerine dair hiçbir fikirleri olmayacak.
Cazın disiplinini Punk’ın doğrudanlığıyla birleştirmek pratikte nasıl bir şey?
Ediz Hafızoğlu: Sözlerin punk olması yeterli aslında; müzikte de oralara girip çıkıyoruz ama rock ve metal tarafına daha çok kayıyoruz sanırım gün geçtikçe. İşte caz hikâyesi bunların toplamı sanırım. Doğaçlamaların olduğu, farklı alanlara girmeli çıkmalı bir durum yaratıyor. Ben kendi adıma mutluyum çünkü “Şunu yaparsam tuhaf tınlar mı?” diye düşünmediğim bir noktadayım; ne istersem onu yapabiliyorum. Bu da gelişmeyi ve düşünmeyi, sonra da değişmeyi sağlıyor. Değişim olduğu sürece ben varım. Bu da cazın en güçlü yanı sanırım: Denemekten ve değişmekten korkmamak.
Ozan Doğan Ariz: Bence her müzik tarzının kendi içinde bir disiplini var. Bizim müziğimizde bence üç kişinin bugüne kadar dinlediği, sevdiği, çalmaktan keyif aldığı müziklerin, sıfır kaygıyla birleşimi var. Finalde gülümsetiyor beni hep.
Dijital platform ekonomisi ortada. Strah gibi sert, politik bir işin dijitalde karşılığını almak sizce mümkün mü?
Ediz Hafızoğlu: Bence mümkün ama bu ülkede değil. Belki yabancı diyarlarda meşhur oluruz bir gün. Burada insanlar gerçekten çok basit şeyler hariç bir şey dinlememe eğiliminde. İyi ve kötüyü ayırt edebilen insan sayısı çok az.
Önümüzdeki dönemde Strah’ın temel derdi ne olacak?
Ediz Hafızoğlu: Konser çalmaya başlamak. Hepimiz fiziksel sakatlıklarımızı geride bıraktığımızda, görünmez iş kazaları yaşıyoruz sırayla. Sahalara dönüp, önce uzun provalar yapıp sonra da insanlarla aynı mekânda bu parçaları çalıp söylemek en büyük derdimiz. İki albümlük parça hazır bile. İlkini yakında yayınlarız, sonra ikincisinin kayıtlarına başlarız. Zaten gerisi de gelecektir.
Ozan Doğan Ariz: Bence o bizim hiç düşünmediğimiz, önemsemediğimiz kısmı. Şu an önemli olan; istediğimiz müziği keyifle, bir beklenti olmadan, özgür şekilde kaydetmek ve çalmak…
4 Comments
Comments are closed.