Yasemin Göksu'dan Sitem

Sosyal Ağlarda Paylaş:

Reklam Özdenetim Kuruluna

Özdenetim Kurulunun Değerli Üyeleri,

Sınırsız ve sorumsuz bir serbest piyasa ortamının, şuursuz ve kontrolsüz bir reklam sağanağında Kurulunuzun varlığını bir şemsiye gibi görüyorum.

Size, yaptığı işe büyük saygı duyan bir müzik yorumcusu olarak yazıyorum. Yıllardır kişisel ve karma albümler yapmış, yüzlerce konser vermiş, pek çok dizi ve film müziğini seslendirmiş bir müzik yorumcusu olarak…

Artık televizyonumu açmaya korkar hale geldim.

Pek çok müzisyen dostum da benimle aynı hisler içinde.

Reklam kuşağı başladığı anda televizyonumuzun sesini kapatmak zorunda hissediyoruz kendimizi.

Çünkü özellikle son birkaç yıldır, halka, topluma, ya da bir döneme, bir yöreye mal olmuş ezgiler, bütün o içindeki her şey boşaltılarak; bütün o tarihine ve taşıdığı binlerce yıllık kültüre küfreder gibi, herhangi bir markanın reklam müziğine dönüştürülmeye başlandı.

Yaşamımızda, gönlümüzde yer etmiş, kuşaktan kuşağa aktarılıp bugünlere ortak hafızamız olarak ulaşmış, her birimizin yaşamında başka bir duyguya, olaya, anıya karşılık gelen türkülerin sözleri fütursuzca değiştiriliyor… Yüzyıllardan süzülüp gelmiş bilgece sözler bir markanın reklam sloganıyla değiştirilmiş haliyle günlerce, yüzlerce defa beynimize çakılıyor.

O türkülerin “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu”na göre “bir sahibi” olmayabilir. Ama o eserlerin “milyonlarca sahibi” var.

Müzik eserleri, elbette tüm sanat yapıtları gibi, öncelikle yaratanına aittir. Bestecisi ya da yasal varisleri hayatta olan bir müzik eserinin nasıl kullanılacağı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır.

Ancak söz konusu kanunda halka mal olmuş fikir ve sanat eserleri üzerindeki tasarruf hakkı ayrıntılı olarak belirtilmemiştir.

Eser sahibinin (ya da yasal mirasçılarının) ölümünden itibaren 70 yıl sonra telif haklarının sona ermesi, eser üzerindeki maddi haklar açısından belirleyici olabilir.

Ancak bu hakkın (eser sahibi açısından) kısıtlanması, eserin olsa olsa kamusal alanda “bedel ödenmeksizin” kullanılmasına olanak sağlar. O eserin alabildiğine, sınırsızca, çarpıtılarak yozlaştırılmasına değil.

Ayrıca, sahibi bilinmeyen eserlerin de bir yaratıcıları olduğunu unutmayalım. Yüz yıl önce yakılmış bir türküyü, bugün bile yaratıldığı günün duygusunu içimize işleyerek dinleten güç, yaratıcısının ona kattığı ruhtan başka ne olabilir? Üzerine saçma sapan sözler yazıp, onu tüketiciye karşı bir tuzak olarak ticari bir meta haline getirmek; bu ruhu parçalamak, ona ve onu bir ömür nice anıyla yüreğinde taşıyan milyonlarca insana saygısızlık değil midir?

Mimar Sinan’ın eserlerini söküp, parçalayıp, o taşlarla gecekondu inşa edebilir misiniz?

Âşık Veysel’in, Karacaoğlan’ın, Pir Sultan Abdal’ın, Dadaloğlu’nun sözlerini de söküp yerine uydurma sözler koyamazsınız.

Keza repertuarlara “anonim” diye kaydedilmiş türküler için de aynı kural geçerlidir. Çünkü “anonim” demek sahipsiz demek değildir. Anonim demek, hepimizin ortak değeri, demektir.

Ay menim arzu gızım türküsü nasıl hepimizin iken bir anda “Şen Piliç’in reklam müziği olabilir?

Kaç kuşak meşk edilmiş “Yangın olur biz yangına gideriz” nasıl olur da Er Piliç’in mülkiyetine geçebilir?

Sütaş, neredeyse eline balta alıp ormana dalar gibi girmiş repertuarlara ve belleklerimize: Silifke’nin yoğurdu, Çayda çıra, Urfa’nın Etrafı, Fidayda…

Ve daha kötüsü ucuz bir modaya dönüşen bu şuursuzluk, her gün eklenen yenileriyle, hızla bütün müziğimizi ve o müziğin bir değer taşıdığı zihinlerimizi talan ediyor.

Türk Halk Müziğinin hangi ustasına, hangi çınarına sorsanız, şu sözü işitebilirsiniz: “Ustanın koyduğu taş, kalkmaz!”

Sizden rica ediyorum.

Lütfen bu talanı, bu yozlaşmayı, bu tecavüzü durdurun.

Saygılarımla.

Yasemin Göksu

Copyright © 2017 Tüm Hakları Müyorbir'e aittir.