Müzik Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri

Sosyal Ağlarda Paylaş:

Müzik Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Müzik Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerilerinin konuşulduğu bir zümre toplantısı gerçekleştirdi.

MÜ-YAP Başkan Yardımcısı Bülent Seyhan’ın moderatörlük yaptığı, İTO Yönetim Kurulu Üyesi İsrafil Kuralay’ın açılış konuşmasıyla başlayan toplantıya, MÜYORBİR Başkanı Ahmet Koç’un yanı sıra MÜ-YAP Başkanı Bülent Forta, MSG Genel Sekreteri Barış Şensoy, MESAM Yönetim kurulu üyesi Ahmet Selçuk İlkan ve Orhan Gencebay katıldı.

Müzik sektörün yağmalanan bir sektör olduğunu söyleyip, sorunlarını dile getiren Bülent Forta, bu yıl içerisinde bu dibe vurmuş sektörü yüzeye çıkaracaklarını ve yasal düzenlemenin gerçekleşeceğini belirtti. “Bütün sektöre düşen şey devrim yaratacak bu değişikliği hep beraber sonlandırmaktır. Ortak irade kullanarak bu hakları kazanıp, 2013 yılında müzik sektörünü yükseltebiliriz.” şeklinde konuştu.

MÜYORBİR Başkanı Ahmet Koç, telif haklarının korkulacak bir konu olmadığını söyleyerek şu an yürürlükte olan yasadan bahsetti. Yeni yasadan çok umutlu olduğunu ama bu yasaların uygulamalarının tam anlamıyla gerçekleştirilmesinin en önemli etken olduğunu belirten Koç şunları söyledi:

“Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, aslında bizim hukuk sistemimize 60 yıl önce girmiştir. Kanunun kabul tarihi 1951’dir. Pek çok kez Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun yeni, 10-15 yıl önce çıktığı yönünde beyanlar duyuyorum. Bu sebeple, öncelikle bu konuyu düzeltmek, hatırlatmak isterim.

Kanun 1951 yılında çıkmış olmasına rağmen 50 yıl doğru dürüst uygulanmamış, hayata geçirilememiştir.  1985’ten sonra Kanun’da değişiklikler yapılmış, bazı eksikleri dışında bizim Fikir ve Sanat Eserleri Kanunumuz Avrupa standartlarına epeyce bir yaklaşmıştır. Ancak bizdeki sıkıntı yasalardan çok yasaların uygulanmamasından kaynaklanmaktadır. Özetle, fikri haklar alanında 50 yıl uygulama olarak hiçbir şey yapılmamış, Kanun kendi kaderine terk edilmiştir.

Türkiye’de özellikle müzik alanında fikri haklar ve lisanslama uygulamaları müzik alanındaki meslek birlikleri tarafından 2000’li yıllarda, yani ortalama 10 yıl önce başlatılmıştır. Müzik meslek birlikleri olarak 10 yıl içinde çok önemli mesafe alınmıştır. Ulusal televizyon ve ulusal radyolar, mobil ve dijital alanda lisanslama çalışmaları hemen hemen tamamlanma noktasına gelmiştir. Ayrıca yaklaşık 600 civarında yerel radyo da meslek birlikleri tarafından lisanslanmıştır.

Bu 10 yıllık süreçte umumi mahallerin lisanslanması konusunda da önemli adımlar atılmıştır. TÜROFED’le yapılan çerçeve sözleşme kapsamında özellikle büyük ve zincir otellerin lisanslanmasında epeyce bir yol alınmıştır. Fakat sayıları yüz binleri bulan kafe, bar, dükkan ve benzeri müzik kullanılan umumi mahallerin lisanslanması konusunda maalesef henüz istediğimiz tempoda değiliz.

Bildiğiniz üzere Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu faaliyeti sırasında müzik yayını yapan kafe, bar, restoran, alışveriş merkezi ve benzeri işyeri ve işletmelerin meslek birlikleriyle sözleşme yapmasını şart koşmaktadır. Bu yasal bir zorunluluktur. Meslek birlikleri olarak bizler umumi mahaller için tarife oluştururken oldukça özenli ve özverili davranmaktayız. Emin olunmalıdır ki işletmelerden talep ettiğimiz rakamlar dünya uygulamaları ve rakamlarının çok çok altındadır.

Umumi mahallerin lisanslanması konusu sadece meslek birliklerinin gündemi ve sorunu gibi düşünülmemelidir. Bu, işletmeler için de önemli bir konudur. Çünkü insanların gerek eğlenmek gerekse alışveriş için bulundukları işletmeler için müzik olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Hatta özellikle kafe, bar, disko ve benzeri eğlence sektörü için müzik en temel ticari gereksinimdir, unsurdur. Bu bakımdan ticari işletmelerin konuya “meslek birlikleri bizden para istiyor” şeklinde yaklaşmaları ve bu durumu kavramak istememeleri bu sektörler için de olumsuz bir durumdur.

Her sektörde olduğu gibi müzik sektöründe de ekonomik çarkın, telif hakları uygulamalarının sağlıklı şekilde işlemesi ülkemizde çok daha iyi ve nitelikli müziğin yapılması ve üretilmesi sonucunu doğuracaktır. Bu da sadece müzik sektörü için değil, ülke ve ticari işletmeler için olumlu bir sonuçtur. Müzik sektörü işleyecek, yeni ve güzel eser ve albümler çıkacaktır ki faaliyetlerinde müzikten faydalanan işletmeler de bundan yarar görebilsin.

Özellikle belirtmek isterim ki telif hakları korkulacak bir konu değildir. Elbette izinsiz ve lisanssız müzik kullanmakta ısrar eden, yasaları hiçe sayan işletmeler için ciddi hukuki işlemler yapmaktayız, tespitler, tazminat ve ceza davaları açmaktayız. Bu süreç işletmeler için de sıkıntı vericidir. Bu bakımdan meslek birliklerinden ve telif haklarından korkmadan lisanslama sürecine katılmak, işyerlerinde kullandıkları müzik için söz yazarının, bestecinin, şarkıcının ve yapımcının hakkını ödemek bizim beklentimizden öte ticari işletmelerin sanatçılara ve müzik kültürümüze karşı borç ve sorumluluğudur. 10 yıllık lisanslama tarihimizde TOBB, İTO, ATO gibi ülkemizin önemli ticaret örgütlerinin belli oranda konuya ilgilerini ve kısmen desteklerini gördük. Fakat bu kesinlikle yeterli olmadığı gibi konunun çözümüne de kayda değer bir katkı sağlayamamıştır. Ticaret meslek odalarının en temel görevlerinden biri de üyelerini aydınlatmak ve onların yasalara uygun şekilde çalışmalarına zemin hazırlamaktır. Telif hakları ve lisanslama konusunun çözümünde ticaret odalarının önem, görev ve sorumlulukları büyüktür. Ticaret odaları bu konunun çözümü için daha aktif fonksiyon üstlenmelidir.  Çünkü bizler meslek birlikleri olarak önümüzdeki 2 yıllık gündemimizin ve faaliyet planımızın birinci sırasına umumi mahallerin-işletmelerin lisanslamasını koyduk. Bu sebeple, önümüzdeki günlerde izinsiz-lisanssız müzik kullanan işletmeler için çok ciddi biçimde hukuki işlem sürecine gireceğiz. Bu durum elbette bize zaman kaybettirecektir. Ancak izinsiz ve lisanssız müzik kullanan işletmeler için büyük sıkıntı yaratacaktır.

Benim özetle söylemek ve altını çizmek istediğim konu ülkemizde telif ve fikri mülkiyet anlayışının yayılması-yaygınlaşması gerektiğidir. Bunun için de sadece belirli merkezlerde değil, tüm Türkiye sathında küçük büyük işletme ayırt etmeksizin lisanslı ve sözleşmeli müzik kullanmak alışkanlığına geçilmesi gerekmektedir. Başta da söylediğim gibi nasıl ki müzikten korkmuyor, korkularımızı müzikle yeniyor, sevinçlerimizi müzikle paylaşıyorsak müziğin hakkından-telif hakkından ve meslek birliklerinden de korkmak manasızdır. Çağdaşlığıyla övündüğümüz ülkemiz ticari sektörlerine yakışan da yasalara uygun şekilde izinli ve lisanslı müzik kullanmaktır.”

 

 

 

 

 

 

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Müzik Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerilerinin konuşulduğu bir zümre toplantısı gerçekleştirdi.

MÜ-YAP Başkan Yardımcısı Bülent Seyhan’ın moderatörlük yaptığı, İTO Yönetim Kurulu Üyesi İsrafil Kuralay’ın açılış konuşmasıyla başlayan toplantıya, MÜYORBİR Başkanı Ahmet Koç’un yanı sıra MÜ-YAP Başkanı Bülent Forta, MSG Genel Sekreteri Barış Şensoy, MESAM Yönetim kurulu üyesi Ahmet Selçuk İlkan ve Orhan Gencebay katıldı.

Müzik sektörün yağmalanan bir sektör olduğunu söyleyip, sorunlarını dile getiren Bülent Forta, bu yıl içerisinde bu dibe vurmuş sektörü yüzeye çıkaracaklarını ve yasal düzenlemenin gerçekleşeceğini belirtti. “Bütün sektöre düşen şey devrim yaratacak bu değişikliği hep beraber sonlandırmaktır. Ortak irade kullanarak bu hakları kazanıp, 2013 yılında müzik sektörünü yükseltebiliriz.” şeklinde konuştu.

MÜYORBİR Başkanı Ahmet Koç, telif haklarının korkulacak bir konu olmadığını söyleyerek şu an yürürlükte olan yasadan bahsetti. Yeni yasadan çok umutlu olduğunu ama bu yasaların uygulamalarının tam anlamıyla gerçekleştirilmesinin en önemli etken olduğunu belirten Koç şunları söyledi:

“Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, aslında bizim hukuk sistemimize 60 yıl önce girmiştir. Kanunun kabul tarihi 1951’dir. Pek çok kez Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun yeni, 10-15 yıl önce çıktığı yönünde beyanlar duyuyorum. Bu sebeple, öncelikle bu konuyu düzeltmek, hatırlatmak isterim.

Kanun 1951 yılında çıkmış olmasına rağmen 50 yıl doğru dürüst uygulanmamış, hayata geçirilememiştir.  1985’ten sonra Kanun’da değişiklikler yapılmış, bazı eksikleri dışında bizim Fikir ve Sanat Eserleri Kanunumuz Avrupa standartlarına epeyce bir yaklaşmıştır. Ancak bizdeki sıkıntı yasalardan çok yasaların uygulanmamasından kaynaklanmaktadır. Özetle, fikri haklar alanında 50 yıl uygulama olarak hiçbir şey yapılmamış, Kanun kendi kaderine terk edilmiştir.

Türkiye’de özellikle müzik alanında fikri haklar ve lisanslama uygulamaları müzik alanındaki meslek birlikleri tarafından 2000’li yıllarda, yani ortalama 10 yıl önce başlatılmıştır. Müzik meslek birlikleri olarak 10 yıl içinde çok önemli mesafe alınmıştır. Ulusal televizyon ve ulusal radyolar, mobil ve dijital alanda lisanslama çalışmaları hemen hemen tamamlanma noktasına gelmiştir. Ayrıca yaklaşık 600 civarında yerel radyo da meslek birlikleri tarafından lisanslanmıştır.

Bu 10 yıllık süreçte umumi mahallerin lisanslanması konusunda da önemli adımlar atılmıştır. TÜROFED’le yapılan çerçeve sözleşme kapsamında özellikle büyük ve zincir otellerin lisanslanmasında epeyce bir yol alınmıştır. Fakat sayıları yüz binleri bulan kafe, bar, dükkan ve benzeri müzik kullanılan umumi mahallerin lisanslanması konusunda maalesef henüz istediğimiz tempoda değiliz.

Bildiğiniz üzere Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu faaliyeti sırasında müzik yayını yapan kafe, bar, restoran, alışveriş merkezi ve benzeri işyeri ve işletmelerin meslek birlikleriyle sözleşme yapmasını şart koşmaktadır. Bu yasal bir zorunluluktur. Meslek birlikleri olarak bizler umumi mahaller için tarife oluştururken oldukça özenli ve özverili davranmaktayız. Emin olunmalıdır ki işletmelerden talep ettiğimiz rakamlar dünya uygulamaları ve rakamlarının çok çok altındadır.

Umumi mahallerin lisanslanması konusu sadece meslek birliklerinin gündemi ve sorunu gibi düşünülmemelidir. Bu, işletmeler için de önemli bir konudur. Çünkü insanların gerek eğlenmek gerekse alışveriş için bulundukları işletmeler için müzik olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Hatta özellikle kafe, bar, disko ve benzeri eğlence sektörü için müzik en temel ticari gereksinimdir, unsurdur. Bu bakımdan ticari işletmelerin konuya “meslek birlikleri bizden para istiyor” şeklinde yaklaşmaları ve bu durumu kavramak istememeleri bu sektörler için de olumsuz bir durumdur.

Her sektörde olduğu gibi müzik sektöründe de ekonomik çarkın, telif hakları uygulamalarının sağlıklı şekilde işlemesi ülkemizde çok daha iyi ve nitelikli müziğin yapılması ve üretilmesi sonucunu doğuracaktır. Bu da sadece müzik sektörü için değil, ülke ve ticari işletmeler için olumlu bir sonuçtur. Müzik sektörü işleyecek, yeni ve güzel eser ve albümler çıkacaktır ki faaliyetlerinde müzikten faydalanan işletmeler de bundan yarar görebilsin.

Özellikle belirtmek isterim ki telif hakları korkulacak bir konu değildir. Elbette izinsiz ve lisanssız müzik kullanmakta ısrar eden, yasaları hiçe sayan işletmeler için ciddi hukuki işlemler yapmaktayız, tespitler, tazminat ve ceza davaları açmaktayız. Bu süreç işletmeler için de sıkıntı vericidir. Bu bakımdan meslek birliklerinden ve telif haklarından korkmadan lisanslama sürecine katılmak, işyerlerinde kullandıkları müzik için söz yazarının, bestecinin, şarkıcının ve yapımcının hakkını ödemek bizim beklentimizden öte ticari işletmelerin sanatçılara ve müzik kültürümüze karşı borç ve sorumluluğudur. 10 yıllık lisanslama tarihimizde TOBB, İTO, ATO gibi ülkemizin önemli ticaret örgütlerinin belli oranda konuya ilgilerini ve kısmen desteklerini gördük. Fakat bu kesinlikle yeterli olmadığı gibi konunun çözümüne de kayda değer bir katkı sağlayamamıştır. Ticaret meslek odalarının en temel görevlerinden biri de üyelerini aydınlatmak ve onların yasalara uygun şekilde çalışmalarına zemin hazırlamaktır. Telif hakları ve lisanslama konusunun çözümünde ticaret odalarının önem, görev ve sorumlulukları büyüktür. Ticaret odaları bu konunun çözümü için daha aktif fonksiyon üstlenmelidir.  Çünkü bizler meslek birlikleri olarak önümüzdeki 2 yıllık gündemimizin ve faaliyet planımızın birinci sırasına umumi mahallerin-işletmelerin lisanslamasını koyduk. Bu sebeple, önümüzdeki günlerde izinsiz-lisanssız müzik kullanan işletmeler için çok ciddi biçimde hukuki işlem sürecine gireceğiz. Bu durum elbette bize zaman kaybettirecektir. Ancak izinsiz ve lisanssız müzik kullanan işletmeler için büyük sıkıntı yaratacaktır.

Benim özetle söylemek ve altını çizmek istediğim konu ülkemizde telif ve fikri mülkiyet anlayışının yayılması-yaygınlaşması gerektiğidir. Bunun için de sadece belirli merkezlerde değil, tüm Türkiye sathında küçük büyük işletme ayırt etmeksizin lisanslı ve sözleşmeli müzik kullanmak alışkanlığına geçilmesi gerekmektedir. Başta da söylediğim gibi nasıl ki müzikten korkmuyor, korkularımızı müzikle yeniyor, sevinçlerimizi müzikle paylaşıyorsak müziğin hakkından-telif hakkından ve meslek birliklerinden de korkmak manasızdır. Çağdaşlığıyla övündüğümüz ülkemiz ticari sektörlerine yakışan da yasalara uygun şekilde izinli ve lisanslı müzik kullanmaktır.”

Copyright © 2017 Tüm Hakları Müyorbir'e aittir.