Dünden Bugüne Müzik Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri

Sosyal Ağlarda Paylaş:

Resim, heykel, yazı gibi teknolojik gelişmelerden etkilenmeyen veya çok az etkilenen sanat alanları olmakla birlikte, müzik ve sinema gibi teknolojik gelişmelerden doğrudan ve çok fazla etkilenen sanat dalları vardır. Hatta denilebilir ki; müzik ve sinema teknolojik gelişmelerden birebir etkilenen iki büyük sanat alanıdır.

Müzik ve sinemanın, teknolojik gelişmelerden bu denli etkilenmesi çok olağandır. Zira bugünkü anlamda müzik ve sinemayı; bu sektörleri var eden zaten teknolojidir. Bir olguyu doğuran, var eden, olguda meydana gelecek tüm değişiklikler; var olanı da doğrudan etkileyecektir ki, kural budur...

Klasik anlamda müzik ve eser, tartışmamız dışında bırakılmak kaydıyla; söz, beste, icra ve kayıttan oluşan bugünkü anlamda müziği; müzik sektörünü var eden olgu, 1877 yılında Edison tarafından fonogramın icadıdır. 1877 yılında fonogramın (ses kayıt teknolojisinin) icadı ve 1887 yılında Emile Berliner tarafından gramofonun icadı ile birlikte müzik eserleri kayıt edilerek çoğaltılmaya, kitlelere sunulmaya başlanmış; sözlü müzik eserleri ve bunların icrasıyla birlikte de bugünkü müzik sektörünün temelleri oluşmuştur.   

1877 yılında fonogramın, 1887 yılında da gramofonun icadı ile başlayan bu süreç; 1945’e kadar “Taş Plak”, 1970’e kadar“45’lik”, 1980’e kadar “LP”, sonrasında “Audio Kaset” ve “CD” ile devam etmiş ve 2000’den sonra da “İnternet ve Mobil Ortam”la bugünkü boyuta gelmiştir...

Ses veya görüntü nakleden her teknolojik gelişme; müzik sektörünün yapısına köklü etki etmiş, sektörün kayıt, prodüksiyon, tanıtım, satış ve pazarlama şekil ve süreçlerini değiştirmiştir. Eser, icra ve kaydı topluma, müzikseverlere ileten “Taşıyıcı Materyal” sürekli değişmiştir. Taş Plak, 45’lik, LP, Kaset ve CD, TV ve Radyo ile yayılan/dinlenen müzik bugün artık saymakla bitmeyecek kadar çok yeni ürün ve aygıtla ve hiç olmadığı kadar hızla yayılmaktadır. Müziği kitlelere ulaştıran aygıtlar TV, Radyo, İnternet, Mobil ve sabit telefonlar, iPod vs. artmış ve artmaya devam edecektir. Özellikle internet ve mobil teknolojinin sınır tanımaz, hızlı ve kontrolü imkansız yapısı tüm dünyada yapımcıları, eser sahibi ve yorumcuları (meslek birliklerini) yeniden yapılanmaya ve toplu hak yönetimine yöneltmiştir.

İnternet ve mobil ortamda eser, icra ve kayıtların ve bunlara ilişkin hakların takibi bireysel olarak olanak dışıdır ve ancak meslek birlikleri eliyle mümkündür. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, hukuk sistemimize 1950 yılında girmiş olmakla birlikte; işin aslı bu kanun 50 yıl sadece kanun kitaplarında kalmış, fikri hukuk alanında 2000’li yıllara kadar hiçbir şey yapılmamıştır...

“Sahne gelirleri şarkıcılara kalsın, albüm satışları bizim...” mantığına ve kolaycılığına saplanıp kalan, sektörün 5 yıl sonrasını bile düşünmeyen yapımcılar elbette internet ve mobil teknolojiyi de 1990-2000 yılları arasında şaşkınlıkla sadece izlemişlerdir.Ne zaman ki, albüm tirajları azalmış, o zaman yapımcılar “Eyvah battık” deyip “İnternet ve mobil ortam nedir?” diye sorgulamaya başlamışlardır.

Elbette müzik sektöründeki adetsel anlamda satışlar 1980’li, 1990’lı yıllara göre düşüktür. Ancak, adetsel anlamda albüm satışlarının azalmış olması sektörün cari işlem ve para hacminin azaldığı anlamına gelmez. 1990’lı yılların başı ve hatta 2000’li yıllara kadar elbette iyi albümler 500 bin, hatta 1 milyon adet satış yapmaktaydı. Ancak özellikle 1990’lı yıllar başında satılan her 100 adet albümden 85’i kaset, 15’i CD idi. Bir kasetten yapımcının elde edeceği net karı 1 USD olarak ele alırsak, CD’de bu rakam en az 3 katı olacaktır. Oysa bugün artık kaset yoktur, mekanik anlamda tek materyal CD’dir. Gerçek şu ki, bugünün 100.000 adet CD tirajı ticari hacim olarak; 10 yıl öncesinin 300 - 350.000 adetlik satışı demektir. Buna ayrıca bir de internet ve mobil ortamdaki satışları eklerseniz; neredeyse bugünün 100.000 CD satışı dünün 400.000 kaset satışına eşittir demek hiç de abartılı olmaz.

Başta TV, radyo ve umumi mahallerdeki lisanslama sorunları, yüksek KDV oranı, özel kopyalama vergisinin sektöre verilmemesi gibi elbette sektörün önemli sorunları vardır. Ancak “Müzik sektörü battı” şeklindeki yaygın söylem gerçeği yansıtmaz. Dünyanın hiçbir yerinde müzik sektörü batmaz. Müzik, insanoğlunun günlük yaşamının bir parçası olan; insanların ev, işyeri, düğün, eğlence, üzüntü her hal ve mekanına giren tek sanat dalıdır. İnsanoğlu var oldukça müzik ve müzik sektörü bitmeyecektir. İşini düzgün ve kurallarına göre yapmayan yapımcı, yorumcu, eser sahibi batar, batacaktır da, ancak müzik sektörü batmaz...

Boşa Giden 50 Yıl

Bugün müzik sektöründe yaşanan döngü/daralma ve sıkıntının başlıca nedenleri şunlardır:

1- Avrupa ve ABD’de meslek birliklerinin kurulması 150 yıl öncedir ve eser sahibi, yapımcı ve yorumcuyu kapsar nitelikte meslek birliği ve hak takibi sistemi Avrupa ve ABD’de 50 yıl önce sisteme ve hayata geçirilmiştir. Oysa Türkiye, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nu 1951 yılında yürürlüğe sokmuş olmasına rağmen 2000 yılına kadar hiçbir şey yapılmamış, 50 yıl boşa geçmiştir. Avrupa’da ilk meslek birliği SAGEM 1850’de kurulmuş, hatta Yunanistan’da dahi ilk meslek birliğiAPOLLON 1928’de kurulmuş, maalesef ülkemizde ilk meslek birliği 1987’de; yani Fransa’dan 137 yıl sonra, Yunanistan’dan 60 yıl sonra kurulmuştur.

Hükümetlerin Sorumsuzluğu

2- Cumhuriyet tarihi boyunca gerek hükümetler (Kültür Bakanlığı ve sorumlu alt idare) ve müzik, sinema ve yazın (edebiyat) alanında olmak üzere; sanat sektörünün etkin ve yetkin isimleri “Fikri haklara, telif ve bağlantılı haklar”a uzak durmuşlar, “günü ve anı yaşamışlar”dır. Özellikle gerek Klasik Türk Müziği (Alaturka) dalının besteci, söz yazarı ve icracıları ve 1960’lı ve 1970’li yıllarda popüler olan söz yazarı, besteci, aranjör ve şarkıcılar (üstelik telif ve bağlantılı haklarla ilgilenecek ve bu bilinç ve sistemi ülkemizde yerleştirecek bilgi ve eğitime pekala sahip olmalarına rağmen) telif haklarına, yapımcı ve yorumcu haklarına kayıtsız kalmışlar bu konuda hiçbir çaba ve çalışma yapmamışlardır. Aslında bugün yaşanan sıkıntılardan kimsenin şikayet etmeye hakkı yoktur!

Yabancı Şirketlerin Gelişi

3- Osmanlı’nın son dönemlerinde ve sonrasında 1970’li yıllara kadar Pathe, Philips gibi yabancı ve büyük plak şirketleri Türkiye’ye yatırım yapmışlar ve uzunca yıllar Türkiye’de kalmışlar ancak, 1970’li yılarda korsan LP ile başlayan ve 1980’lerde korsan kasetle had safhaya ulaşan “korsan” sorunu bu dev dünya şirketlerinin Türkiye ayaklarını kapatıp, gitmelerine neden olmuştur. İdare ve sektör daha başında, 1970’lerde korsanı yok edebilseydi; fikri hak sistem ve bilinci 40 yılda oluşmuş ve oturmuş olurdu. Dolayısıyla bu yabancı menşeli yapımcılar eli ile Türk müziği ve sektör yıllar önce yurt dışına açılmış ve dahası sektör, internet ve mobil teknolojiye yönelik altyapısını yıllar önce hazırlamış olurdu. Ayrıca müzikte yaşanan bu kısırlık ve tekrar muhtemel ki olmazdı.

“Çarşı”Daki Korsanlar

4- Özellikle Pathe, Philips gibi yabancı menşei ve ileri sektörel vizyona sahip şirketlerin kapanmasından sonra müzik sektörü el ve kabuk değiştirmiş; bu işi bilerek yapan birkaç yapımcı dışında yapım sektörü, müzik gibi sanatsal bir alanın yapım ve yatırımcısı olmaya hiç yeterli olmayan; müzikten uzak, eğitimsiz ve vizyonsuz kişilerin eline geçmiştir. Bu nedenle müzik asla sektör olamamış, “Çarşı” olarak kalmış, albüm ve müzik kalite ve seviyesi düşmüş, “doğru olan ve hak eden” değil,“satacak ve halka kolay yutturulacak” işler yapılmıştır. Sektöre o ya da bu şekilde giren ehliyetsiz kişi ve şirketlerin bir kısmı bir süre sonra “Korsan” işine girmiştir. Özellikle 1975 sonrası başlayan ve 1980 sonrası devam eden bu süreç sektörü çok geriye götürmüş, müzikte sanatsal niteliği ve düzeyi yok etmiştir.

5- Müzik sektöründeki bu kaos ve ticari amaç egemenliği, vizyonsuzluk; gerçek müzisyenleri, bu işi doğru yapacak yapımcıları ve gerçek icracıları geri plana itmiş, küstürmüş, müzikaliteden yoksun işlerin, tekerleme şarkıların, medya ve sponsor destekli kişilerin ortalığı işgaline dönüştürmüştür.

6- Özellikle başarılı şarkıcılar, yapımcı seçiminde “sadece en fazla parayı vereni” tercih etmişler, bu öngörüsüzlüklerinin; o gün aldıkları nakit paranın aslında onlarca katını kaybetmelerine neden olacağını akıl edememişlerdir.

7- Başarılı şarkıcılar, müziğe değil, kendilerine ve görüntülerine yatırım yapmışlardır. Albümleri yüz binler satan, konser, sahne, reklam, TV dizisi vb. mecralardan iyi kazançlar elde eden şarkıcılar, “söz ve bestecilere, aranjörlere, tonmaisterlere ödenen paraları nasıl azaltırım” hesabını yaparken, diğer yanda tamamen görsel unsurlara, kıyafet, moda vb. şeylere önem vermişlerdir. Elbette, herkes gibi şarkıcılar da kazandıklarını dilediği gibi harcamak, yatırım yapmak hakkına sahiptir; burada atlanan nokta işten, müzikten, müzisyenden kısma anlayışıdır.

8- Yıllarca TRT’nin uyguladığı denetim, tek kanallı TV döneminde duyulan ekran özlemi, özel kanalların açılması ile birlikte şarkıcıların kendilerini TV’lere atmasına, sürekli TV’ye çıkmalarına neden olmuştur. Bu süreç akabinde magazini, hatta seviyesiz magazini ve buna konu olan şarkıcıları beraberinde getirmiştir. Özellikle son 10 yıldır toplum, şarkıcıların iç çamaşırlarına kadar, “aman ne giydi, nerde ne yedi, kaçta uyudu, kaçta duş aldı, kiminle nerde beraber oldu? vs.” her şeyi izler hale gelmiştir. Şarkıcılar, medyaya karşı mesafeli olmayı becerememişlerdir. Bu ayağa düşmüş magazin süreci ve özellikle şarkıcıların; araba, ev, kazandıkları para, kaç kişiyle beraber oldukları vb. hususların bu kadar toplumun önünde ve gözünde yaşanması, sektörün saygınlığına zarar vermiştir.

9- Yabancı meslektaşlarının aksine, açlık, küresel ısınma, emperyalizm, eğitim, sağlık vb. sosyal konulara sektör ve şarkıcılar duyarsız kalmışlar, toplumun sanatçısı olmayı göz ardı etmişlerdir. Zaman zaman sosyal işlere bulaşanlar da bunu çoğu zaman kendisi ve albüm reklamı için yapmış ya da topluma samimiyetsiz gelmiştir.

10- Sektör, son 10 yıl öncesine kadar hukuku, sistemi ve kurumsallaşmayı “boş ve gereksiz masraf” olarak görmüştür. Yasa gereği zorunlu olmasına rağmen bünyesinde devamlı bir avukat / hukukçu bulunduran yapımcı şirket sayısı 3’ü geçmez. Orta ölçekte bir ticari şirket kadar iş ve ciro yapan şarkıcıların, işlerinde avukat / hukukçuya danışma alışkanlığı daha son 5-7 yılda başlamıştır. Sektörde hukukçunun, mali danışmanın emeği hala daha birçok şarkıcı tarafından; kıyafet, saç ve makyaj kadar önemli değildir.

11- Yıllardır, Avrupa ve ABD’de “yeni şarkıcılar önce single ile çıkarılırken...” bizde sokaktan çevrilene bile 10 şarkılık albüm yapılmıştır. Avrupa’da yeni şarkıcıya hiçbir yapımcı 10 şarkılık albüm yapmaz, önce single (tek şarkı) hatta 2 ve 3’üncü albümleri dahi single olarak çıkarılır. Bu yapı ABD’de biraz daha ileri ve doğru biçimdedir. ABD’de önce yeni şarkıcıya 1 şarkı kayıt yaptırılır ve bu 1 şarkı önce 6 ay, 1 yıl gibi bir süre radyolarda sunulur. Dinleyiciden gelen tepkiye göre bu şarkıcıya albüm yapılıp-yapılmayacağına karar verilir, albüm yapılsa dahi ilk birkaç albüm single olarak piyasaya çıkar.Bizdeki sistem Batı ve ABD’de değil, Arap yarımadasında uygulanan sistemdir. Tek fark bizde şarkılar Araplar’ınki kadar uzun değildir... Bu yapı değişmedikçe sektörün kan dolaşımı düzelmeyecektir. İnternet bu hatalı tarzı önemli ölçüde kırmıştır, ancak özellikle yapımcıların artık yeni şarkıcıları “tek şarkı ile piyasaya çıkarmaları hatta, 6 ay, 1 yıl sadece radyo, TV ve internet ortamında sunmaları” gerekir, CD dahi üretilmemesi isabet olacaktır.

12- Müziğe, albümlere, şarkıcılara ticari açıdan TV ve radyoların büyük ihtiyacı vardır. Yapımcılar ve şarkıcılar albümleri ve kendileri için TV ve radyoları “çok önemli” görmekten vazgeçmelidir. Mevcut medya düzeneği, müzik, diziler, magazin vb. nerdeyse yayınlarının önemli bölümünü müzik sektörü ile doldurmaktadırlar. Sektörün bu medyayı fazla önemsemesi, şarkıcıların illa ekranda görünme merakları, sektöre Kral TV deneyimi ile çok şey kaybettirmiştir. Medya, şarkılar ve şarkıcılar için sektöre muhtaçtır. Klip yayınlatmak uğruna bazı medya mecralarının kucağına oturma hafifliğini gösteren bir sektörün kimlikli olması zordur. Klip yayınlamak için ücret talep eden sistem ve anlayışa son verilmelidir. Hatta (yeniler dışında) orta ölçekli tiraja sahip

şarkıcılar dahil, tüm şarkıcılar katıldıkları TV ve radyo programları için ücret talep etmeli ve ücretlerini almadan katılmamalıdır. Bu iş medeni dünyada böyledir. TV kanalları milyon dolar reklam geliri elde ederken, sunucu ve talkshow yapımcıları bölüm başına 50.000 YTL - 100.000 YTL ücret alırken, çağrıldıkları programa koşarak ve bedava katılan şarkıcıların kendilerini figüran duruma düşürmemeleri gerekir. 

Çözüm Önerileri

Müzik sektörünün mevcut sıkıntıları aşması için; eser sahipleri, yorumcular ve yapımcıların (ve meslek birliklerinin) birlik ve uyum içinde aşağıda saydığım unsurları yaşama geçirmesi gerekir.

1- MÜYORBİR, MÜ-YAP, MESAM ve MSG arasındaki birlik ve uyum devam etmeli, ORTAK LİSANSLAMA SÜRECİ devam etmelidir.

2- MESAM ve MSG birleşmeli, birleştirilmelidir. Eser sahipleri alanında 1, yapımcılar alanında 1, yorumcular alanında 1 meslek birliği olmalıdır. Meslek birlikleri demokrasi ve çok sesliği sağlama kurumları değildir. Meslek birlikleri hak arama örgütleridir. Birlik, eşgüdüm ve ortak kararlılık olmadan hakların takibi, tahsili güçtür. Birden fazla meslek birliği olması, rekabeti ve denetimi sağlar şeklindeki görüş de dayanaksızdır. Zaten meslek birlikleri kanunla kurulan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın denetimine tabi yarı kamusal tüzel kişiliktir. Müzik sektörü “aynı alanda 1’den fazla meslek birliği” sürecini yaşamıştır. Eser sahipleri alanında 2 meslek birliği (MESAM ve MSG) olması ve MESAM-MSG arasındaki çekişme sektöre büyük zarar vermiştir ve zarar vermeye devam etmektedir.

3- Yapımcılar; yeni şarkıcılara 10-12 şarkılık albüm yapmak uygulamasına son vermelidir. Yeni şarkıcılar, sektöre 1 şarkı ile single albüm olarak veya önce internet ve radyolar vasıtası ile sunulmalı, maliyetler ticari mantık sürecine sokulmalıdır.

4- Sektör, yeni söz yazarı, besteci, aranjör ve yorumculara yönelmeli, toplumun ve müzik dinleyicisinin yapısındaki değişiklikler dikkate alınmalı, sektöre sürekli nitelikli ve yetenekli isimler kazandırılmalıdır. Ortalama olarak 15-20 yıldır sektörde olan yorumcular ve tanınmış 2-3 besteci ile sektör yerinde saymaya devam edecektir.

5- Albüm tanıtımlarında, özellikle video klipler ile ilgili olarak TV kanallarına taviz ve ücret verilmemelidir.

6- Yorumcular, magazin basını ile ilişkilerinde düzeyli ve mesafeli olmalı, seviyesiz haber ve polemiklerden kaçınmalıdırlar.

7- İnternet ve mobil teknoloji klasik anlamda müzik yapımcılığının hegemonyasını kırmıştır. Artık eser sahipleri ve yorumcular pekala bir yapımcı olmadan da eser ve icralarını internet yolu ile umuma sunabilmektedir. Bu noktada artık internet ortamı için yapımcılık, yapımcıların tekelinden çıkmıştır. İnternet ve mobil ortamda müzik sunum ve satışı için kayıt tescil belgesi şartı kaldırılmalıdır.

 8- Yeniler dışında orta ölçekli tiraja sahip şarkıcılar dahil, tüm şarkıcılar katıldıkları TV ve radyo programları için ücret talep etmeli ve ücretlerini almadan katılmamalıdır.

Copyright © 2017 Tüm Hakları Müyorbir'e aittir.